Kimdir bu GNCR?

0 98

 

Biraz insan,

Biraz genç, biraz yaşlı, biraz evli… Biraz hancı, biraz yolcu… Biraz baba, biraz oğul… Biraz okumuş, biraz cahil… Biraz doktor, biraz hasta… Biraz akademisyen, biraz araştırmacı… Biraz öğretmen, biraz öğrenci… Biraz yazar, biraz çizer…

Kısacası herşeyden biraz..

 

Dr. Adem GENCER
Çayboğazı barajı – Gömbe / Antalya – Temmuz 2007 – ©GNCR

Doğduk, yaşadık ve öldük diyeceğimiz bu hayatta bir yolcu sadece. Belkide diğer yolcularda gelip konaklasın diye han kurmaya çalışan bir hancı…

Peki kim bu GNCR?

1982 yılının bir temmuz sıcağında nispeten sabah serinliği denecek bir vakitte dünyaya gelmişim.

Isparta ilinin Keçiborlu ilçesine bağlı küçük bir kasabası olan Kılıç Kasabasında başlayan eğitim hayatım il merkezindeki Anadolu Lisesinde devam etti. Daha orta okula yeni başlamıştım ki, (Hazırlık sınıfı daha yeni bitmiş, ortaokul birinci sınıfa başlamak üzereydim) hatta başlayamadan babamın tayini çıkmış ve benim de Antalya Anadolu Lisesi yıllarım başlamıştı.

Eğitimin henüz bozulmadığı, anadolu liselerinin sadece isimlerinin değil içlerinin de dolu dolu olduğu yıllarda; Antalya’nın o dönem gecekondu mahallesi olan bir mahallesinde, okul denen binanın içinde başladık hayatı öğrenmeye…

2000’li yıllara erişmenin heyacanı ile dostlukların, arkadaşlıkların, umutların arasında; yoğurulduk piştik, büyüdük, öğrendik..

2000’li yıllar bizim için en önemli yıllardı o zamanlar. Tüm dünya “milenyum” denilen bir asrın başlangıcını karşılarken, bizde kendi asrımızın başlangıcını karşılamaktaydık. 18 yaşına ulaşmanın sevinci, üniversiteye girmenin hayali, o zamanki adıyla ÖSS sınavının stresi, yeni bir şehir ve yeni başlangıçların umuduyla bekledik 2000’li yılların gelişini…

Dr. Adem GENCER
Ağustos 2011 ©GNCR

Ve geldi.. Ankara’nın serinliğini, Gazi Üniversitesi’nin büyük amfilerini ve “Tıp” adı verilen deryanın enginliğini de beraberinde getirdi. Raflar dolusu kitapların, sayfalar dolusu notların içerisinde küçücük zamanlardan ödünç mutluluklar çaldık..

Beyaz önlüğün asaleti ile mezun oldum fakülteden. beyaz önlüğün ağırlığını, sorumluluğunu, “ateşten gömlek” hissi veren sıcaklığını ise daha sonra öğrenecektim.

İlk hasta, ilk reçete, ilk nöbet ve ilk maaş derken birkaç yıllık mecburi hizmet yemyeşil çamların altında son buldu. Kastamonu’nun yeşil ilçesi Daday’dan bir başka Karadeniz şehri olan Sinop’a askerlik için giderken daha yeni nişanlanmıştım.

Samsun’da başlayan vatan borcunun kalanı Tokat’ta devam etti. Belkide en ağır giysi olan beyaz önlüğümün yanına, bir başka ağır giysi olan haki renkli üniformamı astım. Her ne kadar kötü bir askerlik dönemi geçirmesemde herkes gibi bende sevindim bittiğine. “Şafak” bir başka önemliydi benim için. Günler terhis tarihinden ziyade düğün tarihine akmaktaydı.

Her gecenin sabahında şafak söktüğü gibi, o günün sabahında da sevdiceğimin yüzünde açmıştı güneş. Aynı yolda yürümek için attığımız adımla birleştirmiştik hayatlarımızı. Bir elden diğerine göç etmişti yüzüklerimiz..

Eşimin asistanlığa başlamasıyla tanıştım emeğin başkentiyle. Yolların, derelerin, gökyüzünün olduğu kadar insanlarında yüzlerinin kapkara olduğu bir kentti Zonguldak. Ama Orhan Veli’nin dediği gibi yüz karası değil, kömür karasıydı bu.

Güneşli bir günde
Masmavi göreceğiz Karadeniz’i
Balkaya’dan Kapuz’’a kadar,
Karış karış biliriz bu şehri;
EKİ’’nin çiçekli bahçeleri,
Rıhtıma kömür taşıyan vagonlarıyla;
Paydos saatlerinde yollara dökülen,
Soluk benizli insanlarıyla.
Siyah akar Zonguldağın deresi
Yüz karası değil, kömür karası
Böyle kazanılır ekmek parası?
Orhan Veli Kanık (1946)

Kapkara bulutlara merdiven dayamışçasına uzanan dağların ve tepelerin arasında kalan daracık sokaklarda ambulans sireni ile dolaştım. Dik merdivenlerde hasta taşıyıp, yerin yüzlerce metre altında mahsur kalanları bekledik, Zonguldak’ın karlı gecesinde, ellerimizi sıcak çayla ısıtarak. Kâh eğlendik, kâh üzüldük, kâh yürüdük, kâh koştuk. Kimi zaman kendi yükselen adrenalimize aldırmadan yaptık adrenalini son nefesinde bir umut bekleyenlere.

Gece duymaya alıştığımız siren seslerine birde ağlama sesleri eklendi Zonguldak’ta. Güldürmeye uğraştığımız yüzünü seyrederken yorgunluktan gözlerimiz kapandı kimi zaman. Ellerimizin dokunamayacağı mesafelere gitsemde, yüreğim hep dokundu sevdiklerimin yüreklerine..

Bir başka şehirde bir başka mecrada devam etti beyaz önlüğün ağırlığı.  Zonguldak’ta eklenen başhekimlik sorumluluğunun üzerine bu seferde bilimin gerçekliği eklendi. Tıbbın enginliğini birazcık daraltabilmek, pratisyenliğin okyanusunu denize çevirebilmek adına başladığım uzmanlık eğitimi halen devam ederken, ailemle yeniden birlikte olabilmenin sevinci sardı bedenimi.

Bir temmuz güneşinde başlayan hayat yolculuğu halen devam etmekte. Ne kadar yakıtının kaldığı bilinmeyen bu tren, geçtiği yerlerde biraz duman, biraz düdük sesi bırakarak, rayların kenarındaki otları biraz daha sarartarak devam etmekte yoluna. Hangi istasyonda tamamlar miyadını bilinmez!

 

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer yayınları

Yorumlar

Loading...